ali babacan iktidar medyasina baktigimda uzuluyorum turkiye cumhuriyeti bu kadar ezik bir ulke degil ya aYFmAYzV

Ali Babacan: İktidar medyasına baktığımda üzülüyorum, Türkiye Cumhuriyeti bu kadar ezik bir ülke değil ya!

Ali Babacan: İktidar medyasına baktığımda üzülüyorum, Türkiye Cumhuriyeti bu kadar ezik bir ülke değil ya!

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın ABD ziyaretine ve ardından yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen “Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerin Trump’la görüşmek için adeta yalvardığı” yönündeki ifadeleri “hadsizlik” olarak nitelendirdi ve Ankara’nın buna sessiz kalmasını eleştirdi. Babacan, “İki tarafta da otokrat liderler olunca, işin magazin kısmı ön plana çıkıyor. O ne dedi, şu şurada bekledi, masanın şurasına oturdu, koltuğunu tuttu… İktidar medyasına baktığımda üzülüyorum. Türkiye Cumhuriyeti, bu kadar ezik bir ülke değil ya! Trump’ın bizim Cumhurbaşkanını bilmem nereye oturtması onun değerini düşürmez de. Neyse odur değeri. Buralardan güç ya da ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın ifadesiyle meşruiyet devşirmek iktidar basını adına da üzücü,” dedi.

Halk TV’den İsmail Saymaz’ın Babacan ile yaptığı söyleşinin ilgili kısmı şu şekilde:

– Erdoğan’ın ABD seyahati bir soğuk duşla başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Marco Rubio, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkelerin Trump’la görüşmek için adeta yalvardığını söyledi. Ne düşünüyorsunuz?

Bu gerçekten hadsizlik. Dışişleri, diplomasi ve nezaket demek. BM Genel Kurulu toplantıları yılda bir yapılıyor. Bir ev sahibi, 200’e yakın ülke var. Başbakanlar ve cumhurbaşkanları ev sahibiyle görüşmek istiyor. Gayet doğal. BM, ABD hudutlarında diye kendilerine anlam çıkartmaları hadsizlik.

– Ancak Türkiye, cevap vermedi.

Usul şöyledir: Dışişleri Bakanı çıkar, ağzının payını verir ya da “Böyle bir şey doğru değil” der.

– Bizimkiler sessiz kalmayı tercih ettiler.

Sessiz kalıyor, çünkü bir sürü gündem var, konuşmaları lazım.

İki tarafta da otokrat liderler olunca, işin magazin kısmı ön plana çıkıyor. O ne dedi, şu şurada bekledi, masanın şurasına oturdu, koltuğunu tuttu… İktidar medyasına baktığımda üzülüyorum. Türkiye Cumhuriyeti, bu kadar ezik bir ülke değil ya! Trump’ın bizim Cumhurbaşkanını bilmem nereye oturtması onun değerini düşürmez de. Neyse odur değeri. Buralardan güç ya da ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın ifadesiyle meşruiyet devşirmek iktidar basını adına da üzücü.

– Bir kahramanlık destanı yazıyorlar.

Bu kahramanlık Trump üzerinden olmamalı. Eziklik içerisinde, “Görüyor musun, Trump bize önem verdi” deyip ön plana çıkartmak, oturma düzenini bu kadar mesele etmek şey değil. Trump’ı başka bir yere oturtsaydı Cumhurbaşkanı’nın değeri mi düşecekti?

– ABD Dışişleri Bakanı’na cevap verilmeli miydi?

Kesinlikle. Bizim Cumhurbaşkanı da Amerikan Fox TV’de bir görüşme öncesi söylenmemesi gereken, gereksiz şeyler söylemiş. Sonradan düzeltmeye çalışmışlar. Prompter olmayınca basınla karşılıklı mülakatlara antrenmanlı değil. O reflekslerini kaybediyor. Mesela durup dururken patrikhaneden ve Halkbank’tan bahsetti. Bu da yanlış.

– Neden?

Bunlar hassas konular. Karşılıklı görüşülür, “Açıklama yapalım mı, yapmayalım mı?” diye ortak karar verilir. Trump, patrikhane ile ilgili bir şey talep etmedi ki. O talep etmeden Cumhurbaşkanı, patrikhane konusunu açıyor. Demek ki bir şeyler vermeye hazırlanıyor.

– Cumhurbaşkanı açmasa patrikhane konusunu bilmeyecek.

Halkbank’ı da bilmiyorduk. Normalde ne yapıyor? Basın karşısında notlardan okuyor. Spontane kimse soru sormuyor ki. Bu reflekslerle antrenmanda olması lazım bir cumhurbaşkanının.

– Trump, basın karşısında şöyle dedi: “Erdoğan’dan Brunson’ı istedim, gönderdi.” Türkiye’den telefonla adam aldığını dünyanın gözü önünde ve Erdoğan’ın yanında itiraf etmesi Türk yargısı ve biz Türk vatandaşları için incitici değil mi?

Malumun ilanı, maalesef. Yargının ne kadar iktidarın baskısı altında hareket etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Dünya basını önünde ilan edilmiş oldu. Türkiye’de aslında yargı bağımsız değil, Cumhurbaşkanının talimatıyla insanlar tutuklanabiliyor ya da serbest bırakılabiliyor.

– Bunun ilanı oldu.

Ama Erdoğan’ın bununla ilgili bir şikayeti yoktu yüz ifadesine bakarsanız.

– Memnundu.

Tabii. Ben çok güçlüyüm, görüyor musun adamı içeri de atarım, çıkarırım da memnuniyetini gördüm. Şikayetçi değildi bu durumdan.

– Trump, Erdoğan’ı işaret ederek, “Hileli seçimleri iyi bilir” dedi. Ne ima etmiş olabilir?

Bizim arkadaşlar hızlı bir şekilde medyayı taradı. Bizim ekibin anladığı, Amerikan seçimlerine dönük bu ifade. Türkiye seçimlerini kastetmiş değil. Trump, laf çarpacak olsa “Sizde de bu işler böyle kardeşim” dese farklı bir yüz ifadesiyle yapar.

– Görüşmenin Türkiye açısından olumlu sonuçları ne?

Beyaz Saray ziyaretinde ne olduğunu bilmediğimiz konular var. Mesela, patrikhane ve Halkbank ile ilgili ne oldu, bilmiyoruz. Gazze ile ilgili Trump, 21 maddelik öneride bulundu. Detayları sızmış değil. Trump’a Erdoğan’nda sonra basınla yaptığı ikinci toplantıda “Türkiye’ye F-35 verecek misiniz?” diye soruyorlar. “Olabilir ama Türkiye’nin de bir şey yapması lazım” diyor.

– Ne?

Onu söylemiyor. Demek ki “Şunu yaparsan F-35 veririm” dedi. Ama ne olduğunu bilmiyoruz. F-16’larla ilgili konuyu hiç bilmiyoruz. Bildiğimiz neler var? Türkiye ile Amerika arasında LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) anlaşması yapıldı. ABD’de doğalgaz bol ve ucuz. Onu sıkıştır, gemiye yükle, Türkiye’ye getir, mantıklı olabilir. Rusya’ya bağımlılığı azaltıyor. Önemli bir sonuç. Türkiye, enerji tedarikini çeşitlendirmiş olacak. Sivil nükleer enerji iş birliği protokolü imzalandı. Bu da önemli, çünkü Türkiye’nin nükleer enerjiyi sadece Rusya’yla götürmesi riskli. Türkiye ikinci nükleer santralini Rusya’da değil, bir başka ülkeyle yaparsa bu faydalıdır.

– Erdoğan’ın BM’deki Gazze ve Filistin hakkındaki konuşması övgü aldı. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Türkiye’ye yansıtılan o. Fakat fiiliyatta Gazze ve Filistin konusunda Türkiye, pek çok ülkenin gerisinde. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde “Burada soykırım olabilir” diye ilk davayı açan Güney Afrika Cumhuriyeti. Güney Amerika’dan ülkeler katıldı davaya. Türkiye’nin katılması yedi ay sonra. Malezya, “İsrail’e mal taşıyan gemiler limanıma uğrayamaz” diye ta uzaklardan ticaret engeli koymaya çalıştı. Türkiye, ticarete tam gaz devam etti. “Ticareti kestik” dediler, kesilmediği ortaya çıktı. Dediler ki, “Özel sektör yapıyor.” Özel sektörün iznini veren de devlet. Sonuçta ortaya çıktı ki İsrail’in en çok ithalat yaptığı ülkeler sırasında Türkiye, beşinci sırada. Harıl harıl mal gitmiş. Mesele İsrail olunca laf çok ama icraat yok. Mesele Amerika olunca laf da yok, icraat da yok. Netanyahu, soykırım yapıyor. (ABD) O desteği vermese bu kadar ileri gidemezler. Sen ona (Trump’a) hala dostum diyorsun. Bu doğru değil. Türkiye’nin itibarını aşağılara çeken ve sözünün gücünü azaltan ifadeler.

– ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Erdoğan’a ihtiyacı olan meşruiyeti veriyoruz” sözü ne anlama geliyor?

İki başlıkta özetlemek lazım. Bir, “Meşruiyete ihtiyacı var” diyor. Bu kadar baskıyı oluşturarak sürdürülebilen bir iktidarın siyasi meşruiyet sorunu var demektir. İki, “Biz veriyoruz meşruiyeti” diyor. O da ciddi sorun.

– Nasıl veriyorlar?

Görüşerek, toplantı yaparak, yan yana fotoğraf vererek.

– Ne karşılığında yapıyorlar?

İşte, bu güzel soru. Tam bilemiyoruz. Mesela, Trump’ın Gazze ile ilgili 21 maddelik bir çözüm planını masada ortaya koyduğuyla ilgili bilgiler var. 21 madde basına sızmadı. Orada neler var, bilemiyoruz. Türkiye’nin F-16 filosunu yenilemeye ihtiyaç var. F-35 projesinden Türkiye dışlanmış durumda. Milli uçağımız var ama motor ihtiyacıyla alakalı görüşmelerin devam ettiğini anlıyoruz.

Söyleşinin tamamı için .

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir